Gümüş Kanatlı Horozun İçsel Şarkısı

Gülçimen Köyü ve Neşeli Sabahlar

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, yemyeşil dağların eteğinde cıvıl cıvıl bir köy varmış. Bu köyün adı Gülçimen imiş. Köyde her sabah güneş, çiçeklerin üzerine altın tozları serperek uyanırmış. Dereler şırıl şırıl akar, kuşlar en güzel şarkılarını söylermiş. Bu huzurlu köyün en renkli sakini ise horoz Mızmız imiş. Mızmız, gümüş parıltılı tüyleri olan yakışıklı bir horozmuş. Onun görevi her sabah köylüleri yeni güne uyandırmakmış. Ancak Mızmız, işini o kadar çok seviyormuş ki sadece sabahları ötmüyormuş. Güneş tam tepedeyken de ötermiş. İkindi vakti gölgeler uzarken de ötermiş. Hatta ay dede gökyüzüne çıktığında bile susmazmış.

Köylüler başta bu çalışkan horozu çok sevmişler. Ama günler geçtikçe herkes biraz yorulmaya başlamış. Gece yarısı Mızmız öttüğünde uykular bölünüyormuş. Bebekler yataklarında zıplıyor, yaşlı nineler gözlerini ovuşturuyormuş. Köyün neşeli havası biraz gölgelenmiş. Herkes esneyerek sokaklarda dolaşmaya başlamış. Yine de kimse Mızmız’ı kırmak istemiyormuş. Çünkü o, kalbi sevgiyle dolu bir dostmuş. Sadece sesini ne zaman kullanacağını tam olarak bilmiyormuş.

Mızmız ise durumun farkında değilmiş. O, öttükçe dünyanın daha da güzelleştiğini sanıyormuş. Kanatlarını çırpıyor ve gagasını göğe doğru kaldırıyormuş. Sesimle herkesi mutlu etmeliyim diye kendi kendine düşünmüş bir gün. İçindeki bu büyük heves, onu durmadan şarkı söylemeye itiyormuş. Ama etrafındaki sessizliğin aslında ne kadar değerli olduğunu henüz keşfedememiş. Bir sabah köyün en yaşlı ağacı olan Bilge Çınar, yapraklarını hafifçe sallamış. Rüzgârla birlikte dallarından yumuşak bir fısıltı yayılmış. Mızmız bu sesi duymuş ama ne anlama geldiğini pek anlayamamış.

Meydandaki Büyük Buluşma

Bir gün köy meydanında büyük bir toplantı yapılmış. Köylüler, uykusuzluktan iyice yorgun düşmüşler. Muhtar Bey, elinde asasıyla kürsüye çıkmış. Herkes merakla onu dinlemeye başlamış. Çocuklar bile oyunlarını bırakıp meydanda toplanmışlar. Muhtar, nazik bir dille konuşmaya başlamış. Horoz Mızmız da bir çitin üzerine tünemiş. Meraklı gözlerle kalabalığa bakıyormuş. Acaba benim için bir kutlama mı yapıyorlar diye içinden geçirmiş. Göğsünü gururla kabartmış ve bir kez daha ötmeye hazırlanmış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Kanat ve Ormanın Fısıltısı

Ancak Muhtar Bey, Mızmız’a dönerek konuşmuş. Mızmız, senin sesin çok güzel ama bazen çok yoruluyoruz demiş. Gece vakti öttüğünde rüyalarımız yarıda kalıyor diye eklemiş. Mızmız bu sözleri duyunca çok şaşırmış. Kanatları usulca yanına düşmüş. O sadece görevini yaptığını düşünüyormuş. Kimseyi rahatsız etmek istemezmiş. Kalbi biraz kırılmış ama köylülerin gözlerindeki yorgunluğu görünce üzülmüş. Onları sevdiği için bir çözüm bulmak istemiş.

Mızmız, ben sadece annemin öğrettiği şarkıyı unutmamaya çalışıyorum demiş. Sesi biraz titrek çıkmış. Köylüler bu samimi itiraf karşısında çok duygulanmışlar. Mızmız’ın aslında bir hatırayı yaşatmak istediğini anlamışlar. Küçük Elif, horozun yanına gidip tüylerini okşamış. Biz senin sesini çok seviyoruz Mızmız demiş. Ama gece olduğunda doğa da dinlenmek ister diye fısıldamış. Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı o anda. Sanki Elif’in sözlerini onaylıyordu. Herkes sessizce düşünmeye başlamış.

Köyün en zeki çocuklarından biri olan Ali parmak kaldırmış. Benim bir fikrim var demiş heyecanla. Mızmız için özel bir yer hazırlayalım diye önermiş. Gece olduğunda orada kendi şarkısını söylesin demiş. Ama sesi dışarıya çok az çıksın ki biz de uyuyabilelim demiş. Bu fikir herkesin aklına yatmış. Mızmız da bu öneriyi kabul etmiş. Artık hem annesinin şarkısını söyleyebilecek hem de dostlarını üzmeyecekmiş. Meydandaki gerginlik yerini tatlı bir sohbete bırakmış.

Yumuşak Kanatlar ve Sessiz Şarkılar

Ertesi gün tüm köy el birliğiyle çalışmaya başlamış. Mızmız için bahçenin en huzurlu köşesine minik bir kulübe yapmışlar. Kulübenin duvarlarını yumuşacık samanlar ve yünlerle kaplamışlar. İçerisi o kadar sıcak ve konforlu olmuş ki Mızmız burayı çok sevmiş. Akşam olduğunda Mızmız usulca kulübesine giriyormuş. Kapısını kapattığında dışarıdaki dünya sessizliğe bürünüyormuş. Mızmız içeride alçak sesle mırıldanmaya başlamış. Bu yeni hali başlangıçta ona biraz tuhaf gelmiş.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Dere’nin Paylaşan Taşları

Zamanla Mızmız bir şeyi fark etmiş. Eskiden bağırarak öttüğünde kendi sesinden başka bir şey duymuyormuş. Şimdi ise kulübesinde kısık sesle şarkı söylerken, kalbinin atışını bile duyabiliyormuş. Sessizliğin içinde saklı olan o derin müziği keşfetmiş. Artık sadece fiziksel bir ses çıkarmıyormuş. Adeta içsel bir dinleme yolculuğuna çıkmış. Rüzgârın damlardaki gezintisini, gece kuşlarının kanat çırpışını hayal ediyormuş. Bu sessiz şarkılar ona büyük bir huzur vermiş.

Köylüler de bu durumdan çok memnun kalmışlar. Artık mışıl mışıl uyuyorlarmış. Sabahları Mızmız’ın tam vaktinde gelen o gür sesiyle neşeyle uyanıyorlarmış. Herkes daha enerjik ve daha güler yüzlü olmuş. Köyün adı yeniden Gülçimen’in o eski huzuruna kavuşmuş. Mızmız, sadece sesini kontrol etmeyi değil, başkalarının ihtiyaçlarını da görmeyi öğrenmiş. Bu denge, herkesin birbirine olan sevgisini daha da artırmış. Birlikte yaşamanın en güzel yolunun anlayış olduğunu anlamışlar.

Bir gece Mızmız, kulübesinin penceresinden dışarı bakmış. Gökyüzündeki yıldızlar ona göz kırpıyormuş. Sessizce sevmek, bağırmaktan daha güçlüymüş diye düşünmüş kendi kendine. Artık annesinin sesini unutmaktan korkmuyormuş. Çünkü o ses, kalbinin en derin yerinde her zaman taze kalıyormuş. Mızmız, kulübesindeki yumuşak samanlara gömülmüş. Gözlerini kapatmış ve doğanın huzurlu ritmine bırakmış kendini. Köydeki tüm canlılar aynı rüyanın içinde buluşmuşlar.

Gülçimen Köyü’nün Huzurlu Ritmi

Mızmız artık köyün en bilge horozu olarak biliniyormuş. Sadece sabahları görevini yapmakla kalmıyor, gün boyu herkese neşe saçıyormuş. Diğer hayvanlar da Mızmız’dan çok şey öğrenmişler. Önemli olanın çok ses çıkarmak değil, doğru zamanda konuşmak olduğunu görmüşler. Köydeki dere bile sanki daha düzenli akmaya başlamış. Çiçekler güneşin doğuşunu büyük bir sabırla beklermiş. Her şey yerli yerinde, her şey tam olması gerektiği gibiymiş. Gülçimen köyü, huzurun başkenti olmuş.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Gümüş Kuyruk ve Gölgeler Ülkesinin Gizemi

Elif ve Ali, her sabah Mızmız’ın yanına gidip ona en taze buğdayları getiriyorlarmış. Mızmız, onlara teşekkür etmek için kanatlarını hafifçe çırpıyormuş. Artık kimsenin gözlerinin altında morluklar yokmuş. Çocuklar bahçelerde kahkahalarla koşuyormuş. Anneler ve babalar işlerine şarkılar söyleyerek gidiyormuş. Mızmız’ın o yumuşak gece şarkıları, köyün üzerine görünmez bir koruyucu battaniye gibi seriliyormuş. Herkes bu sessiz anlaşmanın getirdiği mutluluğun tadını çıkarıyormuş.

Masalımız burada biterken, Gülçimen köyünde hayat devam ediyormuş. Mızmız’ın kulübesinden yükselen o çok kısık ses, aslında sevginin en yüksek sesiymiş. Bazen en büyük mesajlar, en sessiz anlarda verilirmiş. Mızmız, annesinin sesini artık gökyüzündeki rüzgârda duyabiliyormuş. Çünkü o, dışarıdaki gürültüyü azaltınca içerideki zenginliği bulmuş. Köylüler ve horoz, birbirlerinin dünyasına saygı duyarak yaşamayı başarmışlar. Gülçimen köyü, her sabah umutla ve huzurla uyanmaya devam etmiş.

Yıldızlar sönüp güneş doğarken, kalpler birbiriyle sessizce konuşurmuş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu